Kişisel Deliriş#5
İnsan yoksa şüphe etmeyen bir varlık mı? Herkes kendinden ne
kadar emin ve bildiklerinden?
Ben hayatın ortasında hayatın nasıl yaşanması gerektiğine,
düşünce denilen bu bulamacın içinde nasıl bir yol yordam izleneceğine değin
düşünüyorum. Ben özne olarak, varlığımda kuşatıyorum. Fakat görüyorum ki, çoğu
zaman birçok mecra içerisinde ve denk geldiğim şeyler neticesinde, insanlar
kendilerinde olan bilgilerin ne derece sarsılmaz ve kesinlikle yanlışlanamaz
olduklarına öylesine eminler ki, bu beni fazlasıyla endişelendiriyor. Yersiz endişelere
kapılıyorum, kimsenin düşünmediği değersiz gördüğü(değersizleştirdiği) şeylere
değin hiç önemi ve anlamı olmayan şeylere değin düşüncemin sınırları dahilinde
düşünüyorum. 'Descartes’ten' bu yana değin varlığımı düşünmeye borçlu olduğumdan,
borç ödemeye de pek alışık olmadığımdan olsa gerek, varlığımın ve düşünmenin
ekseriyeti içerisinde kendi periferisinde hareketlerle dolanıp duruyorum. Sonra
adım adım ilerlediğim şeylerin, insanların koşar adım elde edebileceklerini
sanmasıyla bir duvara çarpıyorum. Bu duvar benim ördüğüm bir duvar mı? Çok fazla
soru işaretleri işin içine dahil olduğundan bu yana, sorulması ve sorgulanması
gereken şeylere değin her türden eleştiri statüsü kazanamamış olsalar dahi şeylere
maruz kalıyorum. Elbette herkes bu yarışta eşit şartlara sahip değil. 'Kant’ın' yanına gelince kendinde şeylerde gördüğüm, daha önce okumadığım fakat çok kez
kendi içimde tanık olduğum bir ayırıma varıyorum. Kendinde şeyi(numen) kesinlikle
bilemez, yalnızca dış nesnelerin görünüşlerini bilebiliriz onlarda aslında sanıyorum
ki bizim keyfi adlandırmalarımızdan nasibini almış cisimcikler.
Sonra tüm
bunların dışına atmaya çalışıyorum kendimi, bir de ne göreyim, gözlerim kan
ağlıyor adeta, insanlar gerçekten insanlar mı sorunsalı doğuyor. İnsanlık bir
kavram olarak kala kalıyor. Buzluğa attığımda bozulmasını ne kadar geciktirebilirim
diye endişeleniyorum. Farkındayım çok fazla endişeleniyorum. Endişelerim yüzünden
bir gün boğulabilirim. Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan diye 'Pessoa' ile
baş başa kalıyorum. Düşüncemin sınırları dahilinde bir düşünceden bir düşünceye
geçişin bir düşünceden başka bir düşünceye eklemlenmesi süreçlerini izliyorum,
takip ediyorum ya da takip ediliyorum. İnsan olmanın emarelerini yerine
getirebilir miyim diye düşünüyorum birden, sonra karşıma insanlık tarihinden bu
yana en çok cevabının bilindiği ve soruların çıktığı kadim dinler geliyor. Son durakta
iniyorum, 1500 yıldır yükümlü olduğumuz şeylerden bile sınıfta kalmayı(cehennem
başkaları mıdır? 'Sartre' git kafamdan bu başka!) başarabilenlere hayretle
bakamıyorum, baka kalıyorum. Baka kalmak, bakkaldan bir şeyler almak arasında,
yaşantımı idame ettirebilmenin temel düzeyinde olan, yeme içme barınma
ihtiyaçlarıma çareyi 'Marx' amca okuyarak bulmaya çalışıyorum. Fark ettim de kim
oluyor bu isimler, yazar burada bunları okuduğunu ima edip, bak ben biliyorum
havalarına giriyor mu acaba diye kendi kendime binbir takla atıyorum. En sonunda
taklacı güvercinlerle aynı kaptan içtiğim suyun tadına varıyorum.
Gide gele
gele gide aşındığım bu hayatın naif veya nahif sorunları içerisinde, şirin uzay
gemimizin(dünya) birçok ortak özellik taşıdığım ve taşımadığım canlılarla sürdürdüğüm
bu mübadele belki mücadele daha doğrusudur. Çünkü insan bu ya genetiğinden mi
havasından suyundan mıdır net bir fikir birliğine erişilmemiş onca şeyle bir
arada olarak ortaya konmuş onca hakikatin farklı kulvarlarında koşan, koşan
atları izlemeyi de ihmal etmeyen ama kendisinin ne yöne koşacağını tam olarak
kestiremeyen. İnsan mı sanrı olarak ikilemleriyle birlikte, içinde yaşamın en
umulmaz, umudunu taşıyan, aktaran ve ölen. Binlercesi belki dahasıyla sürüyorum
atımı uzaklara. Dünyayı güzellik kurtaracak mı sahiden 'Mişkin' ? Bilim bilmiyim…



Hiç yorum yok:
iletiler