Günümüz İnsanı ve Yunan Mitolojisindeki Sisyphos
"Sisyphos’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, kan ter içinde..."
“Homeros” Sisyphos’tan
böyle bahsediyordu. Korkunç işkenceler çekerken gördüğünden. ‘Antik Yunan’
mitolojisinin kahramanı olan “Sispyhos”, dönemin şartlarında epey kurnaz ve düzenbazlığı
ile çarptırıldığı ceza günümüz için bize
bir şeyler söyler mi? ‘Korint’ kralı olan “Sisyphos”, vakti zamanında Zeus’u
ele vermesiyle başına gelen hadiselerin sebebini anlayabiliriz. En önemli Tanrı
Zeus’u ispiyonladığı Asopos’a karşılığında şehrinin ortasından bir pınarın akıtılmasını
sağlatır. Elbette bu durum, Yüce “Zeus’un” kulağına gitmesiyle olaylar gelişir.
Ardından, yakalaması için “Zeus”, “Thanatos’u” gönderir. Fakat bizim “Sisyphos”
ölüm meleğini de kurnazlığı ile bir ağaca zincirler. Ve bu duruma Zeus müdahale
etmek durumunda kalır. Çünkü insanların ölmemelerine karşın, büyük bir kaosa sebebiyet
vereceğini düşünür. Ve kardeşi “Hades’e” onun yakalanacağına dair söz verir. Ve
“Zeus’un” emri ile “Hades’e” yardım eden “Ares” bizim “Sisyphos’u” yakalar ve “Hades’e”
teslim eder. Ölüler ülkesine götürülen “Sisyphos” buna katlanmak istemez ve
yine kurnazlığı ile kendisine cenaze töreni yapmamasını karısından ölmeden önce
ister. Ve “Hades’e” durumu anlatır, ardından karısını cezalandırmak için
tekrardan yer yüzüne çıkmak istediğini söyler. Durumu hoş karşılamayan “Hades”
törensizliğin olmayacağını düşünüp, tekrardan “Sisyohos’u” geri gönderir.
Fakat, kahramanımız yukarı çıktıktan sonra tekrardan geri dönmeyi reddeder. Ve
yıllarca yeryüzünde yaşamayı sürdürür. Bu duruma çok fazla sinirlenen “Hades” onu
yakalaması için haberci Tanrı “Hermes’i” yakalaması için görevlendirir. Yıllar
sonra yakalanan “Sisyphos” direkt olarak “Hades’e” teslim edilir. Ve “Hades”
tarafından sonsuza kadar sürecek o cezaya çarptırılır. Kaya parçasını bir dağın
tepesine çıkarıp, gün sonunda tekrardan yuvarlanmasını izlemek ve bunu sonsuza
kadar döndürme cezası. “Homeros” en başta dediği gibi korkunç acılar içinde
görmüştür onu.
Bu hikaye bizi nereye sürükler? Gündelik hayatımız ve
insanın sınırlı varlığı içerisinde, benzer bir ceza olarak okuyabilir miyiz
gündelik yaşamımızı? Elbette, arasında epey farklar olduğu aşikar olsa bile,
günümüz insanının çabası da buna eşdeğerlik barındırır. Her gün yeni güne
başlayıp, bir şeyleri sürdürür insan, hiçbir şey istemese dahi, hayatını idame ettirebilmek
için yeme ve içme faaliyetini sürdürür. Dahası tüm gün didinir, ilerisi için
çabalar durur. Özellikle çalışanlar için bu sürekli bir döngü halini alır. “Albert
Camus’a” göre “Sisyphos’u” mutlu hayal etmemizi ister ve ekler. Her şeye
rağmen, Tanrıların bilmediği bir şeyi bildiği için, “Sisyphos” Tanrıları
yenmiştir. Umut etmek ve kaderini kabullenmek, şikayet etmemek. Günümüz için
ise, gerçekten çoğu zaman istemediğimiz şeyleri yapıp, istemediğimiz işlerde
çalışmak durumunda kalırız. Ve fazlasıyla istemediğimiz hayatı yaşamaya zorlayabilir
bizi şartlar. Tüm bunlara karşın, şikayet etmekten geri durmayız da ve sürekli
şartların, dış koşulların bizi çok fazla yıprattığı ve zorladığını dile
getiririz. Elbette bu böyledir. Herkes şanslı doğmaz ve yönlendirilmez. Fakat,
bu bizim şartlarımızı tekrardan düzeltemeyeceğimiz, sonsuza değin böyle
süreceği anlamı mı taşır? Bir ölçü de, böyle söylenebilir, istinaği durumları
göz ardı ederek bakabilirsek, her zaman için şartların daha iyileştirilebilir olacağını
söyleyebilmemiz mümkün gözükür. Mücadele etmeden hiçbir zaman olmaz. Ve
mutluluk gökten yağmaz, uğrunda çabalamayı gerektirir.
Elbette tüm bunların tersine yorumlanması da söz konusu
olabilir. Fakat, “Sisyphos” kaderine razı olarak, bu elbette körü körüne
bağlılık değildir kendi nezdimde, şartları düzene dönüştürür. Bizim içinde bir
tarafından tutulabilir olan bu hikaye, gündelik yaşamımız ve gelecek
planlarımız arasında, kendimize duraklar yaratabilmeli ve düş alanlarımızı diri
tutmaya çalışmalıyız. Elbette işler her zaman istenildiği gibi olmasa da, dünya
için sınırlı varlığımızı kuşatan bunca şeyi, akılsal bir çerçeve içinde, kendi
akıl süzgecimizden geçirerek iyileştirebileceğimizi düşünüyorum. Her ne kadar bir
mitoloji hikayesi olsa da, yaşantımızın bir çizgiye benzediği gerçeği ortadadır.
Ve ölüm bir ceza olmasa dahi, tüm bunca emeğin ve çabanın son durağı olduğu
kesindir. Yani, kendimize doğru bir yolculuğun, durak alanlarında çeşitli okumalar
yaparak, deneyimlenerek elde edilen şeylerin değerini kavramamız önemli
olacaktır. Bir ceza mahiyetinde anlamak yerine, olabildiğince kendi bakış
açılarımıza uygun şartları ve koşulları değerlendirip, geliştirip yolumuzu daha
yaşanılabilir kılmaya çabalamalıyız.



Hiç yorum yok:
iletiler