Stoa Felsefesi ile Sorunlarla Başa Çıkmak Mümkün Olabilir mi?
Geçmişten günümüze uzanan
insan oğlunun yaşama serüveni içerisinde, insanların uğraşları sürekli olarak
değişip gelişerek, kimi zaman aynı kalarak hala günümüz yaşantısında önemli yer
tutmaktadır. Bunlardan çoğu, insanın uğraşları içerisinde olan ve ondan bağımsız
olmayan, gündelik hayatın meşgaleleri oluvermiştir. Bunların başında, yaşamı
sürdürebilmek için gerekli mesleki eğilimler, ruhu doyurabilmek için gerekli
bir takım sanatsal faaliyetler sürdürülmüştür. Ve bunların arasında geçmiş ve
gelecek ile ilgili olaylar, gündelik kaygılar, birtakım kişisel ruhsal
sorunlara dönüşmeye insanları rahatsız etmeye başlamıştır. Bunların yanı sıra,
eskiden beri özellikle ‘felsefe’ alanı içerisinde iyi bir yaşamın nasıl
olacağı, yaşamın nasıl yaşanmasına ilişkin şeylerin ne olacağına dair epey
üzerine düşünülmüştür. Bu durumda, bu sorulara karşı girişilen çabalar,
düşünceler ile farklı ekoller farklı yollar öne sürmüştür. Bunlardan bir tanesi
olan ‘’Stoacılık’’ insanın nasıl yaşaması gerektiğine dair ortaya koymuş olduğu
ilkeler ve akılsal çıkarımlar ile yazımızın konusunu oluşturmaktadır. Buradan
hareketle, Stoa Felsefesi günümüz ruhsal problemlerine karşın, hayatın nasıl
yaşanmasına karşın sunmuş olduğu reçeler ile günümüz yaşantısında belli bir
takım yardımcı rol üstlenebilir mi? Sorusu “Stoa” felsefesinin bize söylediği
yol üzerinden bir bakış sağlanacaktır.
Stoa, Antik Yunan
mimarisinde bir sokak ya da agoranın yanında yer alan, üstü kapalı, sütunlu
yoldur. “Stoacılık” ise “ Kıbrıslı Zenon’un” kurmuş olduğu felsefi bir okuldur.
Stoa felsefesiyle birlikte oldukça farklı bir deneyimciliğe gireriz. Stoalılar
için dünya bir canlıdır, tıpkı iç içe geçtiği Tanrı gibi, yönelim ve
duygudaşlık yapısına yöne verir ve insan için yaşamak, evrensel yaşamla uyum
içinde yaşamaktır. İnsan ve dünyanın birbirine işleyişlerinin deneyimciliği.
Duyumlamak dışta bulunan tarafından dönüştürülmüş duyulara ve ruha sahip
olmaktır, bu dönüşüm, kendisine yol açanla uyum içinde olabilir ve bu durumda
doğrunun içindeyizdir ya da onunla uyuşmazlık içinde olabilir ve bu durumda da hatanın
ve tutkunun içindeyizdir. Bu durum biraz tasavvufta olan “ruhsal yükselişe”
benzetilebilir. Tabi birbirini evlendirmek adına bir benzerlik veya
birbirlerine bir yakınlık olması açısından şirin gösterilmek adına değil.
Tasavvufta olan ruhun yükselişinin ilk iki ve üçüncü kademeleri için, insanın
kendini anlaması açısından yardımcı olacaktır. 1. Ruhsal yükselişte kendini
tikel ruhunun farkına varması ve bunun bilincinde olmasına tekabül eder. 2. Ruhsal
yükselişte ise kainatta mevcut olan tüm tümel ruhların farkında olmasına işaret
eder. 3. Yükselişle birlikte hem tikel ruhu ve tümel ruhu kavrayıp, bütünlüğün idrakına
varmasıyla devam eder. Son kademeye değin süren süreçte 7. Ruha yükseliş ile
tamamlanan bu bakış açısında, her şey Tanrı olur. Buradan hareketle, aralarında
kurmuş olduğumuz bu benzerliğin, yalnızca farklı düşünüş biçimleri açısından da
paralellikleri olduğunu söyleyebiliriz.
Stoa felsefesi, düşünceleri
ve hayat görüşleri bakımından belli bir insan(bilge) tipi ortaya koydular. Bu
insan(bilge) tipi hakiki bir hayatın amacını kişinin dinginliğinde (ataraxia)
ve tek olarak kendine yetmesinde (autarheia) görmek istiyordu. İnsanın hayatın
bu amacına götüren yol şudur; İnsan böyle bir hayata, ancak kendi içine
çekilerek, genel hayat ilişkilerinin dışına çıkmak, beraberinde daima ıstırap
ve acı getirebilen tutkulardan yüz çevirmek; dünyayı, olayları, hatta kendi
hayatını coşkusuz bir şekilde ele alarak, temelini sırf akılda bulan, varoluş
kaygılarından arınmış bir hayat için duygulardan sıyrılmakla erişebilir.
Mutluluk, mutsuzluk, bekleme ile aldanma, başarı ve başarısızlık, sevinçle
keder arasında sallantıda kalan, çeşitli amaçlar arkasında koşan insanların
etkin varoluşunun karşısına, kaderin dalgalarına terk edilmenin, sırf ‘tefekkürcü’
bir hayatın tutkusuz kayıtsızlığı konulmaktadır.
Olayları böyle anlamak
belli bir hayat tarzını yansıtır kuşkusuz. Bu hayat tarzı, belli tarihsel bir
durumda, çığrından çıkmış hayatın karışıklığına egemen olmak isteyen belli bir
insan tipinde ortaya çıkmıştır. Bu şekilde aynı zamanda bilgeliğin de gerçek
bir türü ortaya çıkmıştır. Bu insan kavramında büyük bir irade saklıdır: bu
irade, düşünürü bilgi ve düşünme gibi araçlarla her şeyin (hatta,mutsuzluk,
haksızlık ve ölümünde) üstüne çıkarmaktadır. Bunun etkileri çoğu çağ içerisinde
hissedilip, belli bir takım filozof tiplerinde önemli şekil kazanmıştır.
Tüm bu noktalardan
hareketle, günümüz yaşantısında karşılaştığımız problemleri, Stoacı bir bakış
açısı ile bertaraf edebilmemiz mümkün olabilir mi? Elbette bize sundukları ve
tarif ettikleri yol günümüz içerisinde bulunan yaşam açısından pek mümkün
gözükmüyor gibi, çok fazla uyarıcı ve etkileyici var, özellikle büyük şehirler
açısından bu durum epey hayli fazla problematiğe dönüşmekte. Yine de şartlar ne
olursa olsun, yaşamın her anında duyumsanabilecek ve uygulanabilecek şeyler
olarak gözükse de, bir an için yapılması mümkün gözükmüyor. Öncelikli olarak,
insanın gerçek anlamda kendi ile olan ilişkisi açısından salt bir şeffaflık
olması gerektiği ortaya çıkıyor. Tüm bu parametreler doğrultusunda, insanın
gündelik hayatının ve hayat tasarısının oluşturulmasında, kendi ile olan
ilişkilerinde, içinde bulunduğu mevcut durumu iyice kavrayıp ve buna karşın bir
tavır alması gerekliliği doğuyor. Elbette, yenilir yutulur basitlikte olmayan
durumlar için, daha anlaşılır olması içinde, işaret ettikleri dinginliğin bir
bakıma, uygulama açısından kendi içindeki güçlükleri oluyor. Tüm bunların ışığında, insanın kendi
içine yönelişi, kendini ve evreni algılayışında gideceği değişikliğin, gündelik
hayata, ruhsal olaylara karşı etkisi elbette deneyimlenerek ortaya
çıkabilir. İnsan bilmediği şeyden korkar
ve kaygılanır. Bilmeye başladıkça ise kaygıları azalır. Öyleyse, insanın akıllı
bir canlı olduğundan yola çıkarak, aklını kullanarak ve içindeki
duygu-durumlarının kontrolünü aklını kullanarak daha anlamlı kılabilirse,
yaşamı içerisinde oluşan tüm gerilimleri, kendi bilinçliliği içerisinde,
akılsak süzgecinden geçirerek, kendisi üzerindeki etkileri azaltabilir hale
getirebilir. Böylelikle, dinginliğin, hayatının her alanına nüfuz etmesine
olanak sağlamak için, elinde yeterli bir araç(akıl) olacaktır. İçinde
bulunduğumuz durumların, yalnızca bize has ve özel olmadığını, insanın
istedikten sonra ve elinde gerekli aletler olduğunda, yapamayacağı şeylerin
olmayacağını tarih sahnesinde de görmek mümkün. Elbette, tüm bunların işaret
etmiş olduğu, hayatımızın kontrolünün bizim elimizde olduğu ve akıl, doğa, her
şey ile bir ahenk içinde yaşamamız gerektiğini hatırlamak. Her tökezlediğimiz
zaman, şikayetimizin kaynağını kavrayabilmek ve bunun doğrultusunda elimizdeki
olanaklar ile bunlara çözümler getirebilmek elimizde, sadece ve sadece salt
istenç ile cesaret etmek başlamak için iyi bir başlangıç olacaktır. Ve elimizde
olmayan şeyler için üzelmek yersiz ve boş yere ızdırap olacaktır.
KaynakçaJean Brun - Stoa FelsefesiFelsefenin Temel Disiplinleri - Heinz HeimsoethCavit Sunar - Tasavvuf Felsefesi ve Gerçek Felsefe


Hiç yorum yok:
iletiler